İş Lokanta Yemeğine Gelince Onlar mı Tembel, Biz mi?


Şu aralar Yunanlıları yermek çok popüler. İçine girdikleri ekonomik durum sebebi ile Avrupa’nın bir çok ülkesi tarafından acımasızca eleştiriliyorlar. Özellikle bir çok Alman, Yunanlıların tembel olduğunu düşünüyor, gerekçe olarak haftalık çalışma saatlerinin az olmasını ve erken emekli olmalarını gösteriyorlar.

Ben genellemelere karşıyımdır aslında. Bu tip yorumları bütün bir millete atfetmek pek anlamlı değil diye düşünürüm. Ben bu iddiaların doğruluğunu tartışmayacağım aslında. Konu ilgili olsa da biraz farklı…

Bu bayramda tüm aile Yunanistan’a keyifli bir gezi yaptık. Muhteşem taze ve lezzetli deniz ürünleri başta olmak üzere çok güzel yemekler yedik. Her yerde, her zaman misafirperverlikle karşılaştık. Ödediğimiz rakamlar Türkiye ile karşılaştırıldığında ucuzdu. Kavala’da bir akşam 4 kişi (2’si çocuk ama küçük değil, 10 yaş civarı) balık yedik, toplam 50 euro hesap verdik.

Burada en çok ilgilimi çeken konulardan biri balık, yemek ve salataların tazeliği idi. Ayrıca lokantacıların beğendiğinizi öğrendikerinde gözlerindeki mutluluk ve gurur kayda değerdi, uzun zamandır böyle bir his gözlemlememiştim hiç bir yerde…

Önceden işlenmiş yemeklerin zararlarının veya azalmış faydalarının sıkça konuşulduğu bu günlerde Kavala’da elle birer birer kesilmiş patates tava yedik.

En son ne zaman bir lokantada böyle bir manzara ile karşılaştınız? Büyük bir şehirde, önceden seri üretim hazırlanıp dondurulmuş patates kızartmasından başka bir şey gördüğünüz oldu mu? Ben açıkçası Türkiye’de en son ne zaman yediğimi hatırlayamıyorum. Bu gelenek ve lezzetleri kaybetmemek lazım. Çünkü tadı bambaşka ..

O halde sormak lazım konu lokanta yemeği iken kim tembel diye?

Reklamlar

About Engin Utkan

Call Center, Customer Experience Management, CRM, Social Media, Technology

2 Responses

  1. Ben konuyu tembellikle değil de yerleşik düzen kültürünün gezgin kültürü ile karşılaştırılması olarak görüyorum Engin. İtalya, İspanya, ya da Yunanistan’da gözlemlediğimiz yerleşik kültürün günlük hayata etkilerinin neredeyse zıttını bizim ülkemizde görebiliriz. Evet göçebe kültürün de bizer kazandırdığı avantajlar var (pratik çözümlerimiz, zorluklarla mücadele isteiğimiz, uzun mesaili çalışkanlığımız, inisiyatif kullanma isteiğimiz vb gibi) ancak bir yandan da geçmişi korumaktan çok kısa vadeli yarını düşünerek yaşıyor olmamızın sancılarını çekiyoruz diye düşünüyorum. Az önce bahsettiğimiz ülkelerde tarihle günümüzün güzel karmasını görebilirken, bizde pek çok kentte tarih tamamen yok olmuş, geriye kalanalrında da yok olmaya yüz tutmuş durumda olduğunu görmek beni çok üzüyor açıkçası. Yıllar önce (hala aynı…) Bozcaada kalesini ilk ziyaret ettiğimde tarihi dokunun üstünde 1/2 metreye yakın toprak birikmiş hali, ve her tarafındaki otlar, elimizi kolumuzu sallaya sallaya gezişimiz ve hemen hemen hiçbir tarihi detayı öğrenememiş olmamız beni o kadar üzmüştü ki… ve ne yazık ki bu örnekleri çoğaltmak da mümkün. Kültürün parçalarından biri de yemek, ve bence bu mirası da iyi koruyamıyoruz, sahip çıkmalı ve yaşatmalıyız. Ne dersin?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s